tren

15 Ocak 2008

50 Kuşağı Yok Oluyor Artık

50 Kuşağı Yok Oluyor Artık – (Ocak, Şubat, Mart 2008) Forum Edebiyat Dergisi. Yıl: 1, Sayı: 1 – İstanbul

 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler

Bir kuşak yavaş yavaş yok oluyor. Önce Mim Uykusuz (1983) sonra Atlan Erbulak (1988), Nehar Tüblek (1995), Ali UM Ersoy (1998), Ferruh Doğan (2000) ve Oğuz Aral (2004)… Son olarak da 2006 Ekim ayında Semih Balcıoğlu…

“1950 Kuşağı Karikatürcüler” denmişti onlara, Karikatür sanatı alanında olağanüstü işler çıkarmışlardı. Bugünlerde değeri pek bilinmeyen, gazete sayfalarında pul kadar yer verilen, eleştiri dozu biraz artmışsa uyarılan, sayfadan çıkartılan veya çizeri cezalandırılan, işten atılan bir sanatın eski ustalarıydı onlar. Onların zamanında daha bir anlamlıydı karikatür, güçlüydü, sarsıcıydı. 20. yüzyılda onlar yaşatmıştı altın çağını, bu sanatın.,,

1940’lı yıllarda basında ilk acemiliklerini yaşayan, 1950’li yıllarda ustalaşarak gazetelerin önemli sayfalarında yerlerini almış bir kuşak bu… Böylesine etkin bir grup o döneme kadar gelmemişti. 1950 Kuşağı Karikatürcüler Grubu hep toplumun yanında olmuş, kötüyü eleştirmiş, ezilenlerin haklarını savunmuştur. Ülkesini, halkını düşünen idealist aydınlardı onlar, Karikatür onların gayretiyle yaygınlaşmış, sanata dönüşmüş, izleyenlerde heyecan yaratmıştı.
“1950 Kuşağı Karikatürcüler” bir taraftan gazetelerde günlük karikatürler yayımlarken 41 Buçuk (1952), Karikatür (1953), Tef (1955), Dolmuş (1956), Taş (1958), gibi dergilerde o güne kadar olandan daha başka bir anlayışla karikatürler çizerek birbirleriyle yarışmışlardı, ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan Steinberg’in öncülüğünü yaptığı yazıdan arındırılmış bu anlayış, 50 kuşağı karikatürcülerini derinden etkilemişti. O güne kadar uzun uzun diyaloglar içeren karikatür; onların anlayışıyla “mesajı en kısa yoldan, en.sade çizgilerle ve çarpıcı şekilde izleyiciye sunmak” tanımına dönüşmüş. Siyasal, toplumsal konuları duvara asılan, değeri her zaman geçerli, güldürme öğesinden çok düşündürmeyi öne çıkartan sanatsal bir ürün haline dönüştürmüşlerdi. Bir efsane olmuşlardı onlar. Kaç kişi kaldı ki onlardan? Bir Turhan Selçuk, bir Bedri Koraman belki de bir iki isim daha. Her şeyin unutulması gibi onlar da unutulup gidecek mi?.

Semih Balcıoğlu’nun ölümü üzerinden bir yılı aşkın zaman geçti.
Bu kuşağın en önemli isimlerinden biri Semih Balcıoğlu,.. Sanki dün gibi. 27 Ekim 2006 tarihinde ani bir kalp sıkışması gelmiş çalışma masasından onu alıp götürmüştü.
Semih Balcıoğlu ilk karikatürünün Akbaba’da 1943 yılında yayınlanmasından ölümüne kadar maraton koşucusu gibi kendi kulvarında sürekli koşmuş bir sanatçı. Gazetelerde günlük karikatürler çizmiş, haftalık dergilerde çalışmış, sergiler açmış, kitaplar yayınlamış, Türkiye’de ilk kez
seramikle üç boyutlu karikatür yapmayı denemiş, gravür tekniğini, serigrafi tekniğini kullanarak özgün baskı ile karikatürlerini çoğaltmış, karikatürlü iskambil kağıtları yapmış, porselen tabaklara, kahve fincanlarına, kupalara karikatürlerini nakşetmiştir.

O, karikatür dünyasında pek az kişinin yaptığı birçok denemeyi yapmış, yenilikler gerçekleştirmiş, her zaman öncü olmuştur. Çalışkan, üretken, kalıcı işler yapmayı ilke edinen ve bunu her meslektaşına öneren, yaşadığı tarihsel dönemlerin tanıklığını kitaplaştırarak kütüphane
raflarına yerleştirmesini bilmiş bir ustadır, O . Yazdığı anı kitapları ve Cumhuriyet dönemi¬nin Türk karikatürünü anlatan kitapları araştırma
yapmak isteyenler için kaynak niteliğindedir. 1952 yılından sonra sergiler de açmaya başlayan Balcıoğlu, Türk karikatürünü yurt dışında da temsil etmiş Avustralya’ya kadar
eserlerini götürmüştür. Sadece yurt dışında sergiler açmamış, oralarda ödüller kazanmış, yarışma jürilerinde de bulunmuştur.

Sabah erken saatlerden akşamın geç saatlerine kadar çalışma odasında yaşamı boyunca hiç aksatmadan karikatürler çizmiş, karikatür sanatı üzerine projeler üretmiştir.
Bir süre istanbul’dan Eskişehir’e kadar gelerek Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerine dersler vermiş, atölye çalışmaları yapmış, deneyimlerini paylaşmıştır.
Aramızdan erken ayrılan, ve hiç unutulmaması gereken bu örnek sanatçıyı saygıyla anmayı görev biliyoruz.


YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, Prof.Atila Özer Müze Evi'ne aittir. Prof.Atila Özer Müze Evi'nin yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.