tren

12 Nisan 2007

Söyleşi: Yakup Kuyucu, Sonhaber Gazetesi

 söyleşi söyleşi

A.Ü. Eğitim Karikatürleri Müzesi Müdürü Prof.Atila Özer:
“…Yöneticiler de her eleştiriyi hakaret sayma huyundan vazgeçmek zorundadırlar.

Oğuz Aral’ın çok satan mizah dergisi Gırgır; 1970’li yılların başında çıkmış 400.00 civarında bir okuyucu başarısı elde etmiştir. Bu başarıdır; zira o güne kadar hatta bugün bile o sayıda bir satışa ulaşılamamıştır.

Müze, Anadolu Üniversitesi Karikatür
Sanatını Araştırma ve Uygulama Merkezi’ne bağlı bir kuruluştur. Merkez bu alanda Türkiye üniversiteleri içinde ver alan ilk ve tek merkezdir.

Kendini dışardan seyretme, kahkahayla gülebilme, kendinle dalga geçebilme, bir yüzleşme, dolayısıyla kendini daha iyi tamına ve bu tanışıklığın sağladığı iç barış. Bu yüzleşmenin toplumsal eleştiriye dönüşmesi; toplumla dalga geçebilme, espri ile ironi arasındaki ince ama keskin sınır, çelişkileri ortaya çıkarma, çarpıklıklara karşı direnç ve en önemlisi muhalefet. Bir tür sosyolojik belgedir aslında mizah. Met-Üst’e göre mizah ciddi bir iş.
Mizahsız yaşamanın olanaksızlığını kendi içimde “med mizah; cezir duygu” dizeleriyle ifade edebilirim. Mizah olmasaydı bu kadar kirliliğe daha fazla katlanamayacaktık herhalde. Belki de Nasrettin Hoca’dan gelen bir aşinalık var hepimizde hiciv ve nükte ile.

Yakup Kuyucu: Değerli hocam, Anadolu Üniversitesi Eğitim Karikatürleri Müzesi Müdürü ve bu işe yıllarını vermiş bir karikatürist olarak sizin mizaha bakış açınız nedir?

Atila Özer: Genelde mizah, özelde bu mizahın alt başlığı olan karikatür, hep iki anlayışı paylaşmıştır. Birincisi eğlence amaçlı; ki bu insanların tüketim alışkanlıklarına paralel olarak gelişmiş okunup atılacak cinsten yapılan mizah, ikincisi içinde bir mesaj bulunduran, bir fikri açıklarken biraz gülümseten mizah. Hatta ikinci türü benimseyenlerin bazıları “güldürmeyi hiç düşünmüyorum, benim için önemli olan düşündürebilmek”
hazmedilemediği anlamına geliyor.Atila Özer: Genelde mizah, özelde bu mizahın alt başlığı olan karikatür, hep iki anlayışı paylaşmıştır. Birincisi eğlence amaçlı; ki bu insanların tüketim alışkanlıklarına para¬lel olarak gelişmiş okunup atılacak cinsten yapılan mizah, ikincisi içinde bir mesaj bulun¬duran, bir fikri açıklarken biraz gülümseten mizah. Hatla ikinci türü benimseyenlerin bazıları “güldürmeyi hiç düşünmüyorum, benim için önemli olan düsündürebilmek”
hazmedilemediği anlamına geliyor.

Bu,eleştiriye kapalılık durumunun özümsenememiş bir demokrasi
anlayışından kaynaklandığını düşünüyorum. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?

A.O: Bu eleştiriye tahammül edememe ya da hoşgörüsüzlük olayı gelişmişlik düşeyi ile paralellik gösteriyor. Şimdilerde gelişmiş Batı uygarlığını temsil eden ülkeler bir zamanlar mizahı öcü olarak görmüşlerdir. Fransa’da 1800’lü yıllarda karikatürden rahatsız olup yasaklamalar geluen kralların torunları bugün aynı hareketi hoşgörü ile karşılıyorlar. Şu andaki Fransa Cumhurbaşkanı Le Monde gazetesi karikatürcüsü Plantu tarafından fare olarak çizilmesine hiç kızmıyor. Ya da kızsa bile tepki göstermiyor.

dönemde kendiliğinden gelişen bir süreç olarak gençlerin apolitize olmalarına bağlıyorum,çünkü her şeyi çabuk tüketen, karikatürün toplumsal muhalifliğinden çok gülmeceyi ön plana alan bir mizah anlayışı ortaya çıktı. Bu,kendiliğinden gelişen bir süreç miydi? Bu sürecin oluşmasını etkileyen toplumsal dinamikler nelerdi? Bundan sonra ne gibi bîr gelişme olabilir? Bu konuda sizin de görüşlerinizi almak istiyorum?

A.Ö.: Oğuz Aral’ın çok satan mizah dergisi Gırgır; 1970’li yılların başında çıkmış 400.00 civarında bir okuyucu başarısı elde etmiştir. Bu başarıdır; zira o güne kadar hatta bugün bile o sayıda bir satışa ulaşılamamıştır.

Aslında büyük bir yenilik değildir Oğuz Aral’ın getirdiği. Daha önceki yıllarda alt yazılı olarak çizilen karikatürün, konuşma balonlarıyla çizilmesi halidir. Cemal Nadir, Ramiz Gökçe, Orhan Ural, Nema Rıza .Sururi Gümen, Hulki Onaran, Şevki Çankaya gibi karikatürcüler bu tür karikatürler çizmişler, konuşma metinlerini karikatürün altına yazmışlardır. Ancak Oğuz Aral döneminde Türk toplumundaki gelişmeler ve değişimler başarıyı tetıklemiştir diyebiliriz. Köyden kente göç başlamış, kentlerde varoşlar oluşmuş, iş ve gelir sıkıntısıyla yaşamaya çalışan bu insanlar köyle ilişkisini kesememiş bir türlü kentli olamamış. Ayrıca televizyon diye bu da günden güne artıyor.
Müze Eskişehir’in ilk yerleşim yeri olan Odunpazarı semtinde güzel bir ahşap evde faaliyet gösteriyor. Müzenin üst katında, Türkiye dışındaki ustaların karikatürlerinin sergilendiği bir ana salon, siyası liderlerin portrelerinin bulunduğu Portreler Odası, müzenin bulunduğu kentteki çizerlerin tanıtıldığı Eskişehirli Karikatürcüler Odası, çeşitli karikatür etkinliklerine ait afişlerin bulunduğu Afiş Odası. Türk karikatürcülerinin tanıtıldığı 2 adet Türk Karikatür Ustaları Odası bulunmaktadır. Üst kattaki karikatürler; daimi sergi şeklinde müze koleksiyonundaki eserlerden oluşturulmuştur. Ayrıca önemli mizah dergileri, kitaplar, tabaklar, heykeller de; camekanlar içinde sergilenmektedir.

Zemin katta; orta salon değişken sergilerin yapılabileceği alan olarak düzenlenmiştir. Periyodik olarak gerek kişisel ve gerekse karma sergilerin açılabileceği bu salon, (yanlış bir kanı olarak müzeler için bilinen; durağan, değişmeyen müze anlayışını yıkarak) yaşayan bir müze ortamı oluşturmak için düzenlenmiştir. Müze’de bugüne kadar Türk ve dünya karikatürcülerinden tanınmış sanatçıların 19 sergisi gerçekleştirilmiş, bu sergileri 18 000 kişi ziyaret etmiştir.

Y.K: Bu müzenin kurulmasında Anadolu Üniversîtesi’nin ne gibi katkıları oldu?

A.Ö.: Müze, Anadolu Üniversitesi diyorlar. Her iki duşünceyi de saygı ile
karşılıyorum. İdeal olan güldürürken düşündürebllmek. Bu çok basit bir iş değildir. Bir makale kadar ciddi bir konuyu mizah içerikli olarak birkaç çizgi ile ortaya koymak kolay olamasa gerek. Gazetelerde günlük karikatürler çizmediğim için zaman konusunda sıkıntım yok. Belli zaman diliminde yetiştirmem gereken iş değil yaptığım. Bu nedenle karikatürlerimde bir içerik olsun ve bunun estetik bir çizgi boyutu da bulunsun isterim. Karikatürlerimi insanlar evlerinin duvarına assın isterim.

Y. K: Mizahın özünde muhalefet var; dolayısıyla bu muhalefet bütün siyasi iktidarları dünyada ve Türkiye’de rahatsız etmiştir. Bunun örneklerine tarihe düşülen notlarda rastlıyoruz:
“…Fransa’da karikatürle, eleştirilen yönetim bu durumdan rahatsızlık duyarak 1835 yılında imparator Louis Philippe bir yasa çıkararak siyasal gülmeceye yasaklama getirir. Bu yasaklama 13 yıl sürmüştür…”

(Kuramsal Ve. Uygulamalı Karikatür, Sayfa 18, Atila Özer)

Ülkemizde ise bu durum yüzyılı aşkın bir süredir böyle:
Toplumu, giderek insanlığı uyarmak kuşkusuz çok önemli ve büyük bir amaçtır. Türk mizahının geçmişine baktığımızda, Namık Kemal ve Teodor Kasapla başlayan 1873 yılına kadar başarılı örnekleri yayınlanan ama bir karikatür nedeniyle otuz bir yıl sessizliğe mahkum edilmiş bir mizah görürüz. Hayalin son sayısında yayınlanan zincirli Karagöz Hacivat karikatürü yüzünden dergi hemen kapatılmış, tüm kadrosu ağır hapis ve sürgün cezalarına çarptırılmıştır…”
(Kuramsal Ve Uygulamalı Karikatür, Sayfa 9- 10, Atila Özer)

Daha sonra Ratip Tahir Burak’ın DP iktidarı döneminde 54 ayrı davadan yargılanması ve bir karikatürü yüzünden 10 ay hapis yatması, Akbaba Dergisi’nin aynı dönemlerde örtülü ödenekten kaynak sağlanarak kontrol altına alınması, muhalif karikatürcülere “müstehcenlik” bahanesiyle engeller çıkartılması ve son olarak başbakan Recep Tayyıp Erdoğan’ın önce Evrensel, Cumhuriyet ve Penguen çizerlerine açtığı davalar karikatürün eleştiri gücünün iktidarlar tarafından.

Elbette, karikatürcü kendince bir sınırlama

yapacaktır. Hakaret ile eleştiri boyutunu kendisi tayin edecektir. Bununla birlikte yöneticiler de her eleştiriyi hakaret sayma huyundan vazgeçmek zorundadırlar.
(Not:Yukarıdaki bilgilerin daha fazla ayrıntısına inmek için 10 Nisan 2005 tarihli Radikal Gazetesi sayfa 10- Yasin Kay.ş’ın yazısına ve Gelişim Sürecinde Türk Karikatürü 1, Turgut Çeviker’in kitabına bakabilirsiniz.Dokuz Eylül Üni.yüksek lisans, yasinkayis@hotmail.com)

Y.K:Değerli hocam, dünyada çağdaş karikatürün babasının Steinberg olduğu kabul ediliyor.İlk dönem karikatürlerde daha çok çizgi yazıya hizmet ettiği halde daha sonra çizgi vurguda daha fazla önem kazanıyor.Türk karikatüründe ise bu, Cemal Nadir ve 1950 Kuşağıyla başlıyor. 1970’lere rastlayan dönemde ise Oğuz Aral ile başlayan “gırgır mizahı-anlayışı” ortaya çıkıyor. Bu mizah anlayışında köy ile kent arasında sıkışmışlığın ortaya çıkardığı çelişkiler, çabuk tüketilebilirlilik, günlük konuşma dili ile yazının daha ön plana çıktığı görülüyor. Bu süreci siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben bunu 80 sonrası,
araç ortaya çıkmış, Tek kanaldan herkesin eğlencesi olmuş. Dünyadaki diğer yaşantıları herkesin görmesini sağlamış. Gelir düzeyi yüksek insanların refah içinde yaşamlarını gözler önüne sermiş, bu yaşama özenti artmış. “Köşe dönerek zengin olma, çalışmadan para kazanma” anlayışı hakim olmuş. İşte tüm bu ortamda Oğuz Aral bu yaşantının mizahını Gırgır dergisine yansıtarak başarılı bir okuyucu sayısına ulaşmıştır.

Y.K:Son dönemde biz gençler arasında karikatür, çizgi öykü,çizgi roman gibi kavramların birbirine geçtiğini ya da karıştırıldığını görüyorum. Bu konuda kısa teknik bilgiler verebilir misiniz?

A.Ö.: Karikatür; çizgi ile mizah yapma sanatıdır Bu genel çerçeve içinde uygulamada çeşitlenmeler olmuştur. Gazete ve dergilerde bir haberi, bir makaleyi görsel olarak zenginleştirmek için yapılan çizimler vardır. Bunlara Vinyet (Gülmece deseni) denir. Bu işi karikatürcüler veya grafikerler yapar. Tek kareden oluşan karikatürler vardır. Vermek istediği mesajı tek bir kare içinde verir. En çok kullanılan karikatür formatıdır bu. Sonra Bant karikatür vardır. Bu tur uygulama birden fazla karelerden oluşur. Karikatürcü vermek istediği mesajı iki kare, üç kare, dört veya daha fazla kare ile verebilir. Bu tür karikatürler son yıllarda daha fazla uygulanmaktadır. Tabii, bir öykü ya da bir roman sinema kamerası ile çekiliyormuşçasına kağıda karikatürcüler tarafından çiziliyorsa bu da Çizgiroman olacaktır. Karikatürcüler bu uygulama biçimlerinden istediklerini seçerek kullanabiliyorlar.

Y.K:İstanbul’dan sonra ikinci bir
müze olan Anadolu Üniversitesi Eğitim Karikatürleri Müzesi’nden bahsedebilir misiniz?
A.Ö.: Eğitim Karikatürleri Müzesi Eskişehir’in simgesi durumuna geldi diyebilirim. 2004 yılının son aylarında açılmıştı. Çok iyi bir gelişim içinde Ziyaretçi sayısı.
Karikatür Sanatını Araştırma ve Uygulama Merkezine bağlı bir kuruluştur. Merkez bu alanda Türkiye üniversiteleri içinde yer alan ilk ve tek merkezdir. Bu yüzden karikatür sanatına akademik boyutta bakan tek üniversite Anadolu Üniversitesidir. O nedenle müze kurulması fikri, projelendirme, ve hayata geçirme tamamiyle üniversitenin tasarrufudur. Karikatür sanatçıları eserlerini, karikatürseverler de kitap ve mizah dergilerini bağışlayarak müzeyi zenginleştirmişlerdir.
DEVAMİ YARIN


YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, Prof.Atila Özer Müze Evi'ne aittir. Prof.Atila Özer Müze Evi'nin yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.