tren

5 Mayıs 2000

Yirminci Yüzyılda Karikatür

Yirminci Yüzyılda Karikatür – (5-9 Mayıs 2000) 6.Uluslararası Karikatür Festivali – Ankara

 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler

KARİKATÜR, hem Türkiye’de, hem de gelişmiş batı ülkelerinde gerçek anlamını 20.yy.da bulmuş ve bir sanat olarak kendini kabul ettirmiştir.

Karikatür; toplumun sürekli nabzını tutan, toplumsal olayları yakından izleyen bir sanat dalıdır. Bu özelliği onu diğer sanatların yanında bir adım öne çıkarmakta, bu özelliği sayesinde her zaman izlenir olma avantajını taşımak-tadır.

Karikatür sanatı, başlangıcından günümüze kadar elbette çeşitli aşama-lardan geçmiştir. Bu sanatı uygulayanlar kendi düşünce ve görüşlerinin paralelinde çizimler yapmışlar, izleyenlerin de bunlardan etkilenmesini istemişlerdir.

Karikatürcü olayların, politikaların, toplumsal düzenin kendi görüş ve düşüncelerine uygun olmasını, ya da savundukları ilkeler içerisinde gelişmesini istemişlerdir. Bu nedenle ilerici, çağdaş, aydın, olumlu gelişmeyi savunan ve bu yönde karikatür çizenler olduğu gibi, bunun tersi gerici, yobaz düşünceleri benimseyen karikatürcüler de olmuştur.

Karikatürü sadece güldürmek için, eğlence aracı olması için çizenler olmuştur. (Öyle sanıyorum ki bunlar her zaman olacaktır.)

Karikatürü bir uyarıcı araç olarak gören, izleyiciyi şaşırtmak, şoke etmek bunu yaparken onu düşündürmeye sevketmek için çizen karikatürcüler de olmuştur.

Toplumsal ortamda yaşanan ama ayrıntılar ve karmaşa içinde eriyip giden görüntüleri öne çıkararak, o görüntüyü sanata dönüştürenler de olmuştur.

Karikatürcü aynen bir kaşif gibi, buluşlar yapmak için uğraşan kişidir. Üretkendir. Tüm dünyada karikatürcüler her gün binlerce karikatür çizmiş, bir o kadarını da çöp sepetine atmışlardır.

Karikatür 20. yy.da tam anlamıyla bir iletişim aracı olmuştur. Bazı karikatürcüler saldırganlığa varan yergileri ve gülünçlükleri dobra dobra ifade eden bir anlayışı benimsemiş, bazıları da ince bir dokundurmayı, hedef aldığı kişi ya da kurumu yerden yere vurmadan dolaylı bir eleştiri yöntemini seçmişlerdir.

Bazı karikatürcüler çizgilerinde yalın, ayrıntısız bir sadeliği önemsemiş, bazıları da süsleme ögelerini, bir çizgi araştırmasının ötesine geçerek biçeme (üsluba) dönüştürmüşlerdir.

20. yy.da çizdiklerinden dolayı ödüllendirilen karikatürcülerin yanında, birilerini rahatsız eden çizgiler yüzünden cezaevinde yatan karikatürcüler de olmuştur.

Bu genel çerçeve hem Türkiye’de hem de diğer ülkelerde görülmekte iken ülkemizde yaşanan bazı gelişmeleri de kısaca belirtmek gerekmektedir.

Birinci önemli gelişme:
Türk toplumunun kaderini belirleyen Kurtuluş Savaşı sırasında ortaya çıkmıştır. Refik Halit Karay tarafından yayınlanan AYDEDE dergisi gerek yazılarıyla ve gerekse Rıfkı’nın çizdiği karikatürlerle Padişah tarafını tutmuş, Atatürk ve Ankara Hükümeti’ne karşı bir tavır sergilemiştir. Sedat Simavi’nin çıkardığı GÜLERYÜZ dergisi ise Aydede’yi yunanlılara satılmış olmakla suçlamış Atatürk’ün ülkeyi kurtaracağını savunmuştur. Herkesin bildiği gibi Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla tamamlayan Atatürk ve arkadaşlarından korkan AYDEDE yazar ve karikatürcüleri, ülkeyi terketmek zorunda kalmışlardır.

İkinci önemli gelişme:
1928 yılında Türkiye’de yapılan Harf Devrimi’dir. Harf Devrimi ile arap harfleri basın-yayın ortamından kalkmış yerine Latin Alfabesi kullanılmaya başlamıştır. Latin harflerle yayınlanan gazeteler birden bire okuyucularını yitirmiş, kapanma tehlikesi geçirmişlerdir. AKŞAM gazetesi yöneticileri Cemal Nadir adlı bir karikatürcüyü gazeteye çağırarak, görüntü zenginliği ile satışın düşmesini önleme kararı almışlar ve başarılı olan Cemal Nadir Güler’le günlük karikatür artık Türk gazetelerin vazgeçilmez ögesi olmuştur.

Üçüncü önemli gelişme:
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra etkisini hissettiren Saul STEINBERG’in yeni anlayışıdır. Turhan Selçuk, Steinberg’den etkilenerek sade ve geometrik çizgilerle yazısız karikatürü benimsemeye başlamış, bu anlayış bazı arkadaşları tarafından da kabul görmüştür. 1950 Kuşağı adıyla anılan karikatürcü grubu 41 Buçuk (1952), Tef (1954), Dolmuş (1956), Karikatür (1958) gibi dergilerde bu yeni anlayışı yaygınlaştırmışlardır. “Toplumculuk” tezini savunan 1950 Kuşağı karikatürcüleri, kurulu düzeni eleştirerek toplumun ezilen kesimlerinin, hatta ezildiklerinin farkında olmayan kaderci halkın savunuculuğunu yapmışlardır. Bu karikatürcüler “Aydın” olmanın bilinciyle iktidarla sürekli çatışma halinde olmuşlardır.

Dördüncü önemli gelişme:
1972 yılında yayınlanmaya başlayan “Gırgır” dergisi anlayışıdır. Türkiye’de köyden kente göçler yoğunlaşmış, köylü-kentli kültürü birbirine karışmış, bu kültür ile sanatsal yanı ağır basan yazısız karikatür anlayışı yeni nesle ağır gelmiştir. Ayrıca basındaki teknolojik gelişmelerden de payını alan Gırgır dergisi bir anda patlama yapmıştır. Arabesk anlayışın hakim olduğu, köşe dönmenin, kolayca zengin olma arayışlarının hız kazandığı, rantiye zenginlerinin ortaya çıktığı, tüm insanları tedirgin eden bir terör ortamının ardından kişilerin pasifize edilmesi karikatürcüyü de toplumsal konulardan uzaklaştırmış, her şeyi adeta gırgıra almaya itmiştir.

Türk Karikatürü bu dört önemli aşama ile yirminci yüzyılı geride bırakmıştır. Şimdi yeni arayışlara yönelen karikatürün nasıl bir gelişme göstereceği merakla beklenmektedir.

* 6. Ankara Uluslararası Karikatür Festivali Sempozyum Bildirisi, 5-9 Mayıs 2000 Ankara.


Cartooning has found its true definition in Turkey and developed western countries during the 20th century and became recognised as an art form.
Cartooning is an art form that continuously scrutinises the society, and closely observes social events. With these attributes, it advances one step ahead of other art forms and gains the advantage of drawing attention at any time.
Doubtlessly, cartoon art has gone through several stages from its beginning until our day. Those engaged in this art have made drawings presenting their opinions and ideas, and the viewers were well influenced by those drawings.
Cartoonists’ desire has always been that events, policies, and social order should correspond to their own ideas or that they should develop within the framework of the principles they support. Consequently, there have been reactionary cartoonists defending bigoted ideas, as well as progressist, modem, intellectual cartoonists who support development and draw cartoons in that direction.
There have been artists who only draw to make people laugh or as a means of entertainment. (I think they will always be around.)
However, there have been cartoonists who regard cartoons as a means of admonition, to surprise or shock the viewers and make them think in the course.
Moreover, there have been cartoonists bringing forth the images that are experienced in the social environment but that dissolve in details and chaos, and turn those images into art. Cartoonist is a person who strives to make discoveries just like an inventor. He is productive. Cartoonists all over the world have been drawing thousands of cartoons everyday and throwing an equal number to the waste basket.
Cartoon has become a means of communication during the 20th century. Certain cartoonists assumed a conception that overtly expresses almost aggressive vitriol and absurdity. Some, on the other hand, chose an indirect method of criticising by delicately insinuating the person or institution at the target, without ruthlessly crushing them.
Certain cartoonists heeded a plainness and simplicity without using any details, while others used elements of decoration and assumed this method as a style.
During the 20th century, there have been cartoonists who were imprisoned for their drawings that have disturbed certain people, as well as those who have been awarded for what they have drawn. The general framework could be seen both in Turkey and other countries, but certain developments in our country should be noted as well.
First significant development has emerged during the independence War that determined the destiny of the Turkish society. The AYDEDE magazine published by Refik Halit Karay had supported the Sultan, and opposed Ataturk and the Ankara government with both its articles and cartoons drawn by Rifki. However, the CULERYUZ magazine published by Sedat Simavi accused Aydede for being sold to the Creeks and asserted that Ataturk would liberate the country. As known, when Ataturk and his friends succeeded in liberating the country, writers and cartoonists of Aydede had to escape abroad in fear.
Second significant development is the reform of the Turkish alphabet in 1926. With this reformation, the press terminated the use of Arabic letters and replaced them by the Latin alphabet. The newspapers printed in Latin letters lost their readers and suddenly encountered the risk of falling out of business. Administrators of the AKS.AM newspaper invited a cartoonist, named as Cemal Nadir to the office, planning to stop the decline in sales by enriching the paper with illustrations. Daily cartoons became an indispensable element of Turkish papers after Cemal Nadir Guler’s success.
Third significant development is the influence of Saul STEINBERG strongly felt after World War II. Influenced by Steinberg, Turhan Selguk started to assume a captionless cartoon style of simple, geometrical drawings and some of his friend approved this conception. The group of cartoonists called “50s’ Generation” disseminated this style in humour magazines such as 41 Buguk (1952), Tef (1954) Dolmus, (1956), Karikatur (1958). Supporting a “socialist” thesis, cartoonists of the 50s’ Generation defended the oppressed part of the society, the fatalist people who were not even aware that they were being oppressed. These cartoonists have always been in conflict with the ruling government with the awareness of being “intellectual”.
Fourth significant development is the understanding of “Girgir” magazine that was born in 1972. In those days, migration from villages to cities had intensified, rural and urban cultures had blended, and the cultural and artistic style of captionless cartoons had become difficult to understand for the new generation. Moreover, getting its share from technological improvements in the press, the Girgir magazine exploded at once. Following a period when “arabesque” was the fad, people were seeking ways to become rich easily, wealthy rentiers emerged, the whole country was threatened by terror, and the people were forced to passive obedience, cartoonists were driven away from social issues and incited to laugh at everything. Turkish cartoons have left the 20th century in the past by these four significant stages. Now everybody is curiously waiting to see the development that will occur in cartooning that is in search of new horizons.


YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, Prof.Atila Özer Müze Evi'ne aittir. Prof.Atila Özer Müze Evi'nin yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.