tren

30 Ocak 2000

Çizginin Şiirini Yaratıyordu

Çizginin Şiirini Yaratıyordu – (30 Ocak 2000) Cumhuriyet Gazetesi – İstanbul

 Makaleler ve Bildiriler

Ölümünün ikinci yıldönümünde andığımız Ali Ulvi Ersoy’un sütunu hâlâ doldurulamadı.
Çizginin Şiirini yaratıyordu
Ali Ulvi Ersoy’un ‘Karikatürler’ başlıklı kitabı Cumhuriyet Kitapları’ndan yayımlanacak. Kitapta yer alan İlhan Selçuk’un kitapta yer alan yazısını sunuyoruz. Karikatür dergisi yeni sayısında Ersoy’un çizgilerine yer verdi. Bugün saat 16.00’da Karikatür ve Mizah Müzesi’nde bir toplantıyla anılacak.
Onu karikatürleriyle tanıyanlar kuşkusuz hep takdirle anacaklardır. Oysa insancıl yanıyla yüz yüze gelenler, onun felsefesini, olayları yorumlayışını, ilgi alanlarını doğrudan kendi ağzından öğrenenler hayranlıklarının ne denli katmerleştiğini fark edip bir başka türlü anacaklar.

Doç. ATİLA ÖZER (*)
“Mizah: Gemisi, geteceğiOezaman içindeki halkın ortak sağduyusunun öncüsü olarak ‘gülünç’ olmaktan kurtarır toplumunu. Yönetici ile yönetilenin amaçta Ve araçta birlik olmasını sağlayan çağdaş toplumun ön-koşullannı hazırlar ve bu işlevini büyük bir alçakgönüllülükle gülümseyerek yerine getirir.” (1)
Mizah anlayışını kendi cümleleriyle yukanya aldığım, 1950 kuşağının önde gelen karUcatürcüsü Ali Ulvi Ersoy artık yaşamıyor. 30 Ocak 1998’de aramızdan ayrılan Ali Ulvi, Cumhuriyet gazetesinde çalışıyordu. O, Cumhuriyetgazetesinde 1950 yılından beri günlük karikatürler çizerek adeta gazetenin aynlmaz bir parçası olmuştu. Dünyanın hiçbir yayın organında böyle bir çalışan var mıdır acaba? Cumhuriyetteki çalışmasına sadece 1957-59 arası Amerika’ya gittiği için ara verdi. Ona zaman zaman bazı büyük gazetelerden transfer teklifleri de geldi, Cumhuriyet’te kazandığından kat kat fazla paralar teklif edildi. O ise “Cumhuriyet dışında benim mizah anlayışıma uyacakgazetegöremryorum” diyerek bu teklifleri hep geri çevirdi.
Ali Ulvi Ersoy, her konu ile ciddi olarak ilgilenen, merak ettiği her konuyu araştıran ve sürekli kitap okuyan bir kişiydi. Moleküler biyoloji, atom fiziği, felsefe, ekonomi, tarih, din, sosyoloji, sanat… Tüm bu alan-lan kapsayan kitaplan okur ve ilgilenen birini bulunca aynntılanyla tartışırdı. O, “Karikatür sanatçısının bu konulan çok iyi bilmesi gerekir” derdi.
Karikatürün kalıcılığı…
, Pek çok kişi eğik-büğük çizimleri, anatomisi bozuk tipleri dergi ve gazetelerde görünce, karikatür çizmenin ne kadar basit olduğunu, bu işi herkesin yapabileceğini söylemeye cesaret edebilir. Oysa sayfalar dolusu kâğıda binlerce sözcükle yazılan bit makale yerine geçebilecek o çizgiler, her babayiğidin harcı değildir. Öyle olsaydı, bugün dünyada profesyonel anlamda karikatür çizenlerin sayısı 5 bin civarında kalmazdı.
Ali Ulvi Ersoy’un kum saati ile ilgili bir karikatürü yayımlanmıştı. Bu karikatürden yola çıkarak Melih Cevdet Anday, Cumhuriyetgazetesinde bir yazı yazdı (2). Yazı hem Ali Ulvi’nin karikatürünü çözümlemeye hem de devekuşu ile kum arasındaki ilişkinin ne anlama geldiğini anlatmaya çalışıyordu. “Çölde zamansızlığı sirngele}enkıun,birmhafölçeğtabuynığundaza-manın ta kendisi olup çıkıyor ve şimdiye değin boş yere alay edilen, ne kuş ne deve, bir hayvan, kumun bu baş döndürücü nitelik değiştirmesi karşısında, varlığının gerçek özünü yitiriyor-.
Gözümüzün önünde pek açıkça olanı biteni göremeyiz biz, çünkü kum Artması gibidir olaylar, yüzümüzü örter. Sanatçı onları zamanın hu-/ nişine koydu mu, gözümüz açılır. Abartma değil, indirgeme. Karikatür bu indirgemeyi en iyi başaran sanattır bence.”
Kısa bir alıntı yapılan bu makalenin tamamı bin yüz yetmiş sözcükten oluşmaktadır. 12 punto büyüklüğünde bir yazı ile normal kitap boyutundaki bir sayfaya ortalama 250 sözcük sığdığına göre, bü yazı 4.5 sayfa demektir. Ali Ulvi, Melih Cevdet’in 4.5 sayfada anlattığı konuyu, karikatürle yanm sayfaya sığdırabilmiştir.
Günümüzde karikatürü ikiye ayırarak değerlendirmek doğru olur. İlki; yazısı bol, abartılı, eğlenceye yönelik, kalıcılığı olmayan, mizah dergilerinde örnekleri çok olan tür, ikincisi; yazısız,

fazla abartmayan, güldürmekten çok düşündürmeye yönelik çizilen, uzun ömürlü “sanat karikatürü” diyebileceğimiz tür. Buna kimileri “hu-moristik desen”, kimileri de “grafik mizah” adir m vermektedir. Ali Ulvi Ersoy daha çok ikinci türden karikatür çizen bir sanatçıydı. Üstelik gazete karikatürcüsü olmanın verdiği dezavantajdan bile fazla etkilenmiyordu. Onun Cumhuriyetgazetesinde çizdiklerinin bir bölümünü bile izleyenler, (elli yıldır çizdiklerinin tümünü izlemeye gerek olmadan) ne denli derin düşüncelere sahip bir kişilik olduğunun farkına varacaklardır.
Ali Ulvi Ersoy, karikatürü diğer sanat kollarından daha ayncalıklı görmüştü hep. “Sanatta biçim, sadece bir istif, bir yerleştirmedir. Daha sağlam ve kapsamlı deyimle ‘kurgu’dur. Sanatta öz ise konu ya da anlatılan şey değil, sadece ve sadece sanatçının konusunu algılayışıdır. İçerik de sanatçının konusunda aldıktan fle konusuna kattıkları. O kadar. Gelelim karikatüre™ Karikatürcü önce konusunu ‘mizah’la biçimlendirir. Sonra da mizahla biçimlenen konuyu ikinci kez çizgiyle biçimlendirir. Birinciye ‘iç biçim’, ikinciye ‘dış biçim’ diyelim. Kalıcı anlamdaki iyi karikatürde bu iki biçim amaçtır. Yani kalıcı karikatür kendi dört köşesi içinde, kendi mizah ve çizgi öğeleri arasındaki ilişkiden, anlatış biçiminden alır güzelliğim. Bu yüzden kalıcıdır.” (3)

Çizgi filmleri önemli belge niteliğinde
Onu karikatürleriyle tanıyanlar kuşkusuz hep takdirle anacaklardır. Oysa insancıl yanıyla yüz yüze gelenler, onun felsefesini, olayları yorumlayışını, ilgi alanlarını doğrudan kendi ağzından öğrenenler hayranlıklannın ne denli katmerleştiğini fark edip bir başka türlü anacaklar.
Ben onu yüz yüze tanıyanlardan biriyim. Bu biçimiyle tanımanın zevkini, gururunu tattığım için çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Onu ilk kez Eskişehir’e geldiğinde tanımıştım. Anadolu Üniversitesi’nin daveti üzerine gelip bir de konuşma yapmıştı İletişim Fakültesi öğrencilerine. Sonra Ankara’da “Yılın Karikatürcüsü” seçildiği zaman bir aradaydık. Dört gün boyunca birçok özelliğini gördüm. Evinde yıllarca tuttuğu, bir-iki arkadaşıyla birlikte gerçekleştirdiği çizgi filmlerini Anadolu Üniversitesi’ne vermek istediğini söylemişti. Üniversitemizi çok beğendiğini, karikatür ve çizgi filmin ders olarak üniversite öğretim programına alınmasından duyduğu mutluluğu belirtmişti. Üniversitemize verdiği filmler, ulusal çizgi film tarilıimiz için önemli belge niteliği taşımaktadır.,
Ali Ulvi Ersoy, çizginin şairiydi. Çizginin şiirini yaratıyordu. “Şür; bilinen sözcüklerle, bilinmeyen sözler yaratma sanandır” demiş Melih Cevdet. Oysa sözcükler üzerinde oynayarak sanat yaptığını belirten çok insan var ortalıkta. Karikatürde öyle. Kimiler yor, Ali Ulvi’ler ise bunun sanatım yapıyor.
Ali Ulvi Ersoy yine de çizdiği karikatürlerin tamamının sanat eseri olmadığına inanıyordu. Özellikle günlük bir gazetede her gün sanat yapmanın olanak-sızlığından söz ediyordu. “Karikatür, bir grafik sanatıdır. İtinalı çizgi ister, iyi bir kurgu ister” derdi. “Benim yapmakiste-diğim, karikatüre kalıcı bir şey yüklemek. Yani mizah ve resim sanatının ger, tirdiği ilkelerle geleceğe kalacak bir mizah yapmak…” O bunları söylüyordu, ama gelecek için bir kitap bile yayımla-yamamıştı. Yaşamı boyunca hiç kişisel sergi açmamıştı. Neredeyse gazete sayfalarında kaybolup gidecekti. 1996 yılında Karikatür Vakfı, onu “Yum Karikatürcüsü” seçti ve bir kitabını yayımladı. Şimdi elde kalan yalnızca o kitap…
“İyikarikatürkrimiseçipkitapyapmamgerek” diyordu. “Daha zaman var, yaparız” diyerek tüm tekliftebulunanlan geri çeviriyordu..Galiba öleceğini hiç düşünmüyordu. Çizecekleri bitmemişti daha…
O artık yok. Cumhuriyet’teki yeri boş kaldı. Aradan iki yıl geçtiği halde kimse o yeri doldurmaya cesaret edemiyor.
(*) Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyesi.
(1) Ersoy, Ali Ulvi, “Kapalı Devrede Mizah “, Karikatürler, Ali Ulvi, Karikatür Vakfı Yayını, Ankara; 1996.
(2) Anday, Melih Cevdet, “KumSaati”, Cumhuriyet gazetesi, İstanbul; 19.11.1982.
(3) Ersoy, Ali Ulvi, “Gazete Karikatürü, Karikatür ve Sanat Üstüne Aykırı Düşünceler”, Karikatürler, Ali Ulvi, Karikatür Vakfı Yayını, Ankara; 1996.


YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, Prof.Atila Özer Müze Evi'ne aittir. Prof.Atila Özer Müze Evi'nin yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.