tren

17 Nisan 1998

Yeni Bir Yüzyılın Eşiğinde Türk Karikatürünün Gücü ve Gelecekteki Durumu

Yeni Bir Yüzyılın Eşiğinde Türk Karikatürünün Gücü ve Gelecekteki Durumu – (17-19 Nisan 1998) 21.Yüzyılın Eşiğinde Karikatür ve Mizahın Koordinatları, Ulusal Sempozyum – İstanbul

 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler

Genel olarak mizah, özelde ise karikatür gülmeyi sağlayabiliyorsa görevinir bir bölümünü halletmiş sayılmalıdır. Çünkü gülme, insanca bir davranış belirtisidir, sağlık belirtisidir, mutluluk belirtisidir.

Geçtiğimiz günlerde gazetenin birinde, bir haber okumuştum. Doktor ve psikiyatristler hasta tedavilerinde gülmeyi kullanıyorlarmış. Gülmenin hastayı iyileştirdiğini saptamışlar. Amerika’da gülme üzerine ihtisas yapan doktorlar varmış. Uluslararası Gülme Çalışmaları Derneği’ni kurmuşlar ve şimdiden 500 ü aşkın akademisyen üye bu derneğe katılmış.

Karikatürün işlevi elbette sadece güldürmek değildir. Toplumsal ilişkilere ışık tutmak, İnsanları aydınlatmak,
İnsanların toplumsal gerçekleri tanıyıp değiştirmelerine yardımcı
olmak,
İnsanları bilinçlendirmek gibi işlevlere bir de “hasta tedavi etmek” işlevi de eklenmiş oluyor.

Acaba karikatür bu işlevlerinde güçlü bir konumda mıdır? Yani karikatürün gücü var mıdır? Ne kadar bir gücü vardır? Ülkemizde bu gücü ölçmeye yönelik bir araştırma galiba henüz yapılmadı. Umarım yeni nesil bu konulan bilimsel yönden yaklaşacak ve araştırma konusu yapacaktır.

Aslmda “güç”, bir etki oluşturma belirtisidir. Yani “güç”, birilerini ya da birşeyleri etkileme işlevi görür. Birilerini ya da bir şeyi sarsma, harekete geçirme, yerinden oynatma ancak “güç”ün yapabileceği bir şeydir.

1867 yılında basınımızda yayınlanan ilk karikatürden bu güne ülkemizde değişik değerlendirmeler ve tepkiler görülmüştür. Karikatürün gücü konusunda, bu tepki ve değerlendirmeler bize bir ölçüde fikir verebilirler diye düşünüyorum.

Nedir bu tepkiler? Elbette yöneticilerin , izleyicilerin tepkileri, cezalandırmalar ve ödüllendirmeler…

İlk cezalandırmayı, hemen başlangıçta görüyoruz. Ülkemizde

yayınlanan ilk mizah dergisi olan Diyojen, “memleketin genel çıkarlarına aykırı davranmak” suçuyla, yayınladığı bir karikatür yüzünden iki ay kapatılıyor (1872).

Diyojen’den sonra Hayal adında başka bir dergi çıkaran Teodor KASAP Hayal’de yayınlanan iki karikatür yüzünden üç yıl hapis cezasına çarptırılıyor (1877).
Daha sonra E. Abdülhamit, otuz yıl süren karanlık dönemde (1878-1908) sadece karikatürü değil, tüm mizah yaymcüığıru yasaklıyor. (Ama buna karşılık Jön Türkler yurt dışında çıkardıkları gazete ve dergileri gizli yollardan yurda sokarak İstibdat rejiminin yıkılmasında rol oynuyorlar.)

1908 yılından sonra E. Meşrutiyetle mizah dergileri yeniden yayınlanmaya başlıyor. Bu dönemin en önemli karikatürcüsü Cemil Cem, çıkardığı CEM dergisinde yayınladığı bir karikatürden dolayı yargılanıyor (1927).
Cumhuriyet dönemi başladıktan sonra da cezalandırmalar devam ediyor. Ratip Tahir Burak, Bir karikatürü yüzünden onsekiz aya mahkum oluyor ve Toptaşı Cezaevi’nde yatıyor. Ramiz Gökçe, “müstehcen” bulunan bir karikatürü nedeniyle mahkemeye veriliyor.

Mim Uykusuz; Aziz Nesin’in çıkardığı Markopaşa dergisinde etkin karikatürler çizerek öne çıkmış bir karikatürcüdür. 1949 yılında bir karikatür albümü yayınlıyor, bu albüm yayınlanmasının ardından on gün geçmeden toplatılıyor. Daha sonraki yıllarda Mim Uykusuz’un çizdiği Markopaşa dergilerinin Milli Kütüphane’de “Yasak Yayınlar” bölümüne kapatıldığım görüyoruz.

1955 yılında Halim Büyükbulut; Ulus gazetesinde yayınlanan bir karikatürü yüzünden ondört ay hapis cezasma çarptırılıyor.

Ferruh Doğan’m “Asrileşen Köy” adlı albümü 1956 yılında toplatılıyor.

Ali Ulvi Ersoy “Uçtu uçtu” adım verdiği bir karikatür yayınlıyor, bu karikatür yüzünden hem Cumhuriyet gazetesi kapatılıyor, hem de kendisi soruşturma geçiriyor. (Bu soruşturma 27 Mayıs Devrimi yapılmasıyla durduruluyor.)
Gırgır dergisi 1982 yılında bir kapak karikatürü yüzünden bir ay kapatılma cezası alıyor.
Yakın geçmişimizde, karikatürleri müstehcen bulunarak Çorum’da Necini Rıza’nın, Trabzon’da Tamer Küçük’ün birer karikatürü sergiden kaldırılıyor. Balıkesir’de bir karikatür sergisi açılıştan bir gün sonra toptan

kapatılıyor.
Ertan Aydın, bir karikatürü yüzünden on ay, bir başka karikatürü yüzünden onbir ay, Ahmet Erkarüı da bir karikatürü nedeniyle on ay hapis cezasına çarptırılıyor.

Leman dergisinde yayınlanan bir karikatür için Yazı tşleri Müdürüne üçbuçuk ay hapis cezası veriliyor.

Değerlendirmeler ve tepkiler elbette hep cezalandırma şeklinde olmuyor. Madalyonun bir de öbür yüzü var.

Genç yaşta ölen, döneminin en önemli karikatürcüsü Cemal Nadir Güler’in cenaze törenine adeta bir insan seli katılıyor, gözyaşı dökülüyor, esnaf dükkanlarım kapatarak ona sevgi ve saygısını gösteriyor (1947).

Bir karikatürü için onsekiz ay hapis yatan Ratip Tahir Burak, 1960 Devriminden sonra Kurucu Meclis üyeliğine çağrılıyor, 1961 yılında CHP İstanbul Milletvekili seçiliyor.

1956 yılında kitaplan toplaülan Ferruh Doğan 1974 yılında “yılın karikatürcüsü” seçiliyor. “Uçtu uçtu” karikatürüyle soruşturmaya uğrayan Ali Ulvi Ersoy, 1996 yılında “yılın karikatürcüsü” seçiliyor.

Bir karikatür yüzünden bir ay kapatılan Gırgır dergisi, aynı yıl Çağdaş Gazeteciler Derneği tarafından “Onur Ödülü”ne değer bulunuyor.

Bir çok karikatürcüye çeşitli kurum ve kuruluşlar ödüller veriyor.

Ülkemizde henüz bir “Çağdaş Sanatlar Müzesi” kurulmadan Karikatür Müzesi kuruluyor (1975).

Karikatür Sanatı, Anadolu Üniversitesi (1984) ve daha sonra Uludağ Üniversitesi (1993) tarafından ders programına alınıyor.

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Turhan Selçuk’a “Onursal Doktorluk” veriyor (1992).

T.C. Kültür Bakanlığı, Karikatürcüler Derneği’ne “Kültür ve Sanat Büyük Ödülü”nü veriyor (1991).

PTT tarafından Cemal Nadir’in çizgi kahramanı Amcabey ve Turhan Selçuk’un çizgi kahramanı Abdülcanbaz, hatıra pulu olarak basılıyor (1991).

istanbul’da bir sokağa “Cemal Nadir”, bir parka “Altan Erbulak” adı veriliyor.
biyografi
Kültür Bakanlığı Semih Balcıoğlu’nun kapsamlı bir”kitabım yayınlıyor
(1995)..
İşte tüm bunlar, karikatürün ve karikatürcülerin birşeyleri etkilediğini, birilerini harekete geçirdiğini gösteren delillerdir.

Peki bundan soma neler olabilir?
Bir taraftan cezalandırılan, diğer taraftan ödüllendirilen karikatür ve karikatürcünün zaman içerisinde yenilikler araması doğaldır. Bu yeniliklerin başında kullanılan, araç gereçler gelmektedir, önceleri kömür kalem ve çini mürekkep karikatür için vazgeçilmez malzeme iken, somaları sulu boya, yağlı boya, seramik ve bronz gibi malzemeler devreye giriyor. Bir karikatürcü önceleri, karikatürünü hergün çalıştığı gazeteye götürürken, faks diye bir araçla evinden çıkmadan karikatürünü gazetesine ulaştırabiliyor.

Ofset baskı teknolojisi sayesinde karikatürlerin kalıp haline getirilip basılma işi hem hız kazandı, hem de kolaylaştı. Çok renkli karikatür ve fotoğraf basmak gazete ve dergiler için artık sorun değildir. Önceleri sadece İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük kentlerde yayınlanan gazete ve dergilerde karikatürler yayınlatan karikatürcüler, ofset baskı teknolojisinin Anadolu’daki kentlere yayılması ile yerel gazetelerde de karikatür yayınında artış görülmektedir.

Yirmibirinci yüzyıla girerken karikatürcü yeni bir araçla tanışıyor. Artık kömür kaleme, çini mürekkebi ve boyalara gereksinim duymayacak. Bu araç; “bilgisayar” ve onun parçası olan “maus”tur. Maus’u bir kalem gibi kullanarak ekrana istediğiniz karikatürü çiziyor, boyayabiliyor, gölge ve derinlik kazandırabiliyor, beğenmediğiniz çizgi ve renkleri anında silip değiştirebiliyorsunuz.

Klasik yöntemle kağıda çizdiğimiz karikatürü, “scanner” denilen tarama aracıyla bilgisayar ekranına yansıtıp üzerinde düzeltmeler ve boyama işlerini yapabiliyorsunuz. Tüm bu yaptıklarınızı belleğe kaydedip, daha soma tekrar çağırabiliyorsunuz. Bilgisayarda çizdiğiniz bir karikatürü kağıt üzerinde renkli olarak isteyebiliyorsunuz: Ya da o karikatürü diskete yükleyip cebinizde taşıyabiliyor, gazeteye ve dergiye götürebiliyorsunuz.

Daha güzel bir yönü de bilgisayarınızı İnternet ağına bağlatıp yaptığınız karikatürü tüm dünyadaki diğer bilgisayarlara ulaştırabiliyorsunuz. Aynı yoldan başkalarının çizdiklerini de siz bilgisayarınızda görebiliyor hatta çizer

ve izleyicilerle iletişim kurup onların tepkilerini alabiliyorsunuz.

Bir çok iletişimci, gelecekte gazete ve dergilerin kağıt üzerinde yayınlanması yerine İnternet yayınlan şekline dönüşeceğini söylemektedir. Şu anda İnternef te yayın yapan gazete ve dergilerin sayısı otuzbine ulaşmış bulunuyor. Dergi ve gazete satmalmaktan çok daha ucuza gelen İnternet yayınlarım izleyenlerin sayısı hergün daha da çoğalıyor. Bugün dünyadaki internet kullanıcılarının sayısı 250 milyonu aşmıştır. Türkiye’de ise bu sayı 100
bin Cİvanndadir (Türkiye Bilişim Vakfı).

Ahmet Oktay; “Sanat, haz alma aracıdır, ama aynı zamanda bir bilgilenme aracıdır da. Dünyayı anlama ve anlamlandırma sürecinin bir
parçasıdır” diyor (Sanat Eğitiminin Geleceği Semineri- 1994 Ankara). Bunu aynen karikatür
için de söyleyebiliriz. Karikatür; dünyayı güleryüzle anlama ve güleryüzle anlamlandırma sanatıdır. Toplumun çelişkileriyle beslenir. Sanırım sorunlar çözüldükçe karikatürün görevleri azalacak, işlevsiz kalacaktır.

Günümüzde herşey görselleşiyor. İnsanlar okumaktan çok, görmeyi ve bakmayı tercih ediyorlar. Bu değişim karikatür için bir avantaj olmalıdır. Karikatürcüler bu avantajı iyi kullanmasını bilmelidirler.

Toplumlar ne kadar gelişirse gelişsin, kusurlar, çelişkiler yok olmayacak ya da nitelik değiştirerek varolacaktır, öyleyse 21. yy .da karikatür yine olacak, teknoloji ise bu sanatın gehşmesini hep destekleyecektir.

Doç. Atila ÖZER


YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, Prof.Atila Özer Müze Evi'ne aittir. Prof.Atila Özer Müze Evi'nin yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.