tren

13 Mayıs 1991

Türk Mizah Dergileri ve Karikatür Sanatındaki Değişmeler

Türk Mizah Dergileri ve Karikatür Sanatındaki Değişmeler – (1991) Anadolu Üniversitesi Kurgu Dergisi, Sayı: 9 – Eskişehir.

 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler

Yrd. Doç. Atila ÖZER

Bir kuyumcu yanında oyma işçiliği yapan Johannes Gutenberg 1430’lu yıllarda insanlığa büyük hizmet sunacak baskı makinasını hayal ederken: «Ayrı ayrı birçok harf kalıbı hazırlarım. Bu kalıplarla önce bir sayfa oluşturur, onun baskısını yaptıktan sonra harf kalıplarını dağıtır ikinci sayfayı yine bu kalıplardan oluştururum» diye düşünüyordu. Buluşunu yapacağı makina ile sadece yazılar değil de çizgiler, şekiller, fotoğraflar ve hatta karikatürlerin de yayınlanacağını nasıl bilebilirdi ki?

Gutenberg yıllarca kurşun, kalay, antimon gibi metallerle kalıplar yapmak için uğraşırken, ortak olarak yanına aldığı kişiler ona tuzaklar hazırlayıp, paraları ceplerine indirerek bu önemli buluşu sahiplenmişler zavallı Gutenberg hep yoksulluk çekerek yaşamını tamamlamıştır.
Bu olay hiç kuşkusuz basın tarihinin ilk kara mlizah örneği olarak belleklerden silinmeyecektir.

Baskı makinasının ilk sahibi gibi, ülkemizde yayınlanan ilk mizah dergisı’in’in sahibi de, bugün yayınlanan mizah dergilerini görseydi acaba o da hayal kırıklığına mı uğrardı?…

Bu yazıda Türk karikatür sanatı, mizah dergilerinin gelişimi ve değişimi bağlamında ele alınmaya çalışılacaktır.

Bir zamanlar Hayal, Latife, Kahkaha-Geveze, Güleryüz, Diken, Akbaba, Papağan, Tef gibi isimler verilen mizah dergileri bugün Gırgır, Hıbır, Fırfır, Dıgıl, Fırt gibi ne anlama geldiği pek belli olmayan adlarla satılmaya başlandığında okuyucu sayıları da bir hayli artmış, ister istemez iletişimsizliğin oluşturduğu iletişimin bir başarısı mı sorusunu aklımıza getirmektedir.

Ülkemizde yazılı mizahın ilk dergisi olarak bilinen DİYOJEN, 1870 yılında Teodor Kasap tarafından yayın hayatına sokulmuştur. 183 sayı sonra kapanan Diyojen’in bazı sayılarında imzasız karikatürlere de rastlanmıştır. Diyojen dergisi birbuçuk yıl kadar yaşayabilmiştir. Ocak 1873 tarihinde hükümet tarafından kapatılan bu dergiden sonra Teodor Kasap 5 Nisan 1873’te Çıngıraklı Tatar adlı ikinci dergisini çıkardı. «Çıngıraklı Tatar pek az devam etti. Kapatıldıktan sonra Teodor Kasap 18 Birinci teşrin 1289 (30 Ekim 1873) de Hayal gazetesini çıkarmaya başladı. Çıngıraklı Tatar ile Hayal’de çıkan karikatürler arasında ifade ettikleri espri bakımından bugün de dikkatimizi çekecek çoktur». (İhsan Sungu’nun yazısından. Çeviker, 1986).

1873 yılında Latife ve Kamer derg’ileri, 1874 yılında $afiak ve Kahkaha dergileri, 1875’te Geveze ve Meddah dergileri ülkemizde yayınlanan ilkler olarak kayda geçmişlerdir. Tüm bu dergilerin ortak özellikleri; Diyojen’e benzemeleri ve yabancı asıllı Osmanlılar tarafından çıkarılmış olmalarıdır.

Bir Türk tarafından çıkarılan ilk mizah dergisi Çaylak’tır. Bu dergi 1876’da Çaylak Tevfik adında birisi tarafından çıkarılmıştır. Bir yıl süreyle yayınlanabilmiştir.

II. Abdülhamit 1878-1908 İstibdat Dönemi’nde mizah dergisi yayınlamayı yasaklar. Karikatür Sanatı da Jön Türkler g’ibi sürgün yaşamına başiar. Jön Türk hareketi özellikle karikatürü güçlü bir silah olarak görmüş ve bunu hayata geçirmiştir. Jön Türklerin çıkardığı başlıca süreli mizah yayınları şunlardır: Hayal (Londra, 1895) Beberuhi (Cenevre, 1898), Pinti (Kahire, 1898), Davul (?, 1900), Dolap (Folkestone, 1900), Tokmak (Cenevre, 1901) v.s. (Tanzimat’tan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi)

1908’den sonra çıkan mizah dergilerini üç grupta değerlendirmek doğru olacaktır. Birincisi Rum ve Ermeni yurttaşlarının çıkardığı «Diyojen» dergisi anlayışıyla yayınlanan dergiler. Bunların en tipik örneği; «İncil’i Çavuş». İkincisi; Türklerin çıkardığı dergiler. «Eşek», «Boşboğaz ile Güllabi» gibi… Üçüncü grubu ise hazırlık dönemini Avrupa’da geçirmiş dergiler olarak toplayabiliriz. Bu grubun en önemli dergileri «Kalem» ve «Cem» dergileridir.
Artık dergilerde yayınlanan karikatürler imzasız değildir. Çizgiler yavaş yavaş kişilik kazanmaya başlamıştır. Bu imzalar içinde en çok dikkati çeken «Cem» adıdır. Cem kendini Fransa’da yetiştirmiş ve ustalaşmıştır. Önce Kalem sonra da Cem adını verdiği dergilerinde batı anlayışına uygun sanatıyla istibdat dönemini eleştiren güçlü bir çizer olarak anılmaktadır.

1908 sonrası, Anadolu basınının da ortaya çıktığı bir dönemdir. II. Meşrutiyet’le birlikte sadece İstanbul’da değil Osmanlı DevletiYıin birçok bölgesinde gazete ve dergiler çıkmaya başlamıştır. Anadolu’da çıkan süreli yayınların bazıları birkaç sayfasını mizaha ayırmış olmakla beraber sadece mizah ile ilgili yayınlar da bulunmaktadır. İzmir’de yayınlanan «Edep Yahu (1908), Kukuruk (1908), İğne (1910) ve Tokmak (1910), Gaziantep’te yayınlanan Palyaço (1908), Trabzon’da yayınlanan Serkaz (1911), Girasun’da yayınlanan Kavlak (1912), bu nitelikteki gazete ve dergilere örnek olarak gösterilebilir (Tanzimattan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi).

I.Dünya Savaşı sonrası dönemde ülkemizde yayınlanan mizah dergilerini iki grupta değerlendirmek olasıdır. Milli mücadele yanlısı ve bunun karşıtı görüşü benimseyenler… Sedat SimaVi İstanbul’da olmasına rağmen Ankara hükümetini destekleyen mizah dergilerinin sahibi olmakla ün kazanmış genç bir gazetecidir. 1916 yılında Hande’yi, 1918 yılında Diken’i, 1921 yılında Güleryüz’ü çıkarmıştır. 14 Ağustos 1923’e kadar süren yayını boyunca Güleryüz, halkın Milli Mücadelesini hep desteklemiş, onların moral kaynağı olmasını başarmıştır. Refik Halit Karay, padişah yanlısı tutumuyla Atatürk’e karşı bir kadro oluşturarak 1922 yılında Aydede adında bir mizah dergisi yayınlamıştır. Aydede’nin karikatüristi olan Rıfkı, Türk ordusunun, Atatürk’ün, Anadolu erlerinin aleyhine, Yunan askeri lehine karikatürler çizebilmiştir (Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ans.)

Kurtuluş savaşı kazanılınca Aydede’nin kadrosunda bulunan yazar ve çizerler yurt dışına kaçarlar, Aydede kapanır. Daha sonra Yusuf Ziya Ortaç ile Orhan Seyfli Orhon aynı kadro ile bir başka dergi yayınlarlar. Adı Akbaba olan bu dergi, Aydede’nin bir benzeridir. Akbaba, Türk mizah tarihinde en uzun ömürlü dergi olarak yerini alacaktır. Dönemin iktidarlarının paralelinde yayınlarıyla kahvelerin ve berber salonlarının devamlı dergisi olma özelliğini koruyacaktır.

Cumhuriyet döneminde ülkede basım-yayım alanında büyük değişiklikler gözlenmiştir. Arap ‘harflerinin yerini latin alfabesi almıştır. Tüm ülke halkı okuma yazma öğrenmektedir. Doğaldır ki yeni yazı ile yayınlanacak dergi ve gazetelerin okuyucu bulması güçtür. Bu yüzden 1928 yılında yayınlanan Kahkaha, Babacan adlı mizah dergileri ancak birer sayı yayınlanabilmiştir. Ancak bu dönemin getirdiği bir avantajdan Cemal Nadir yararlanmasını iyi bilmiştir. Latin harflerle yayınlanan ve birden bire okuyucu yitiren bir gazete Cemal Nadirden günlük karikatürler çizmesini ister ve bir anda Cemal Nadir’in çizgileri tanınmaya başlar. Cemal Nadir okumanın güç olduğu günlerde az yazılı tipleri ve hiç yazısız Dalkavuk, Akla Kara, Dede ile Torun tiplemeleriyle karikatüre beklenmedik bir etkinlik kazandiirır.
Cemal Nadir esnaf memur, emekli, ev kadını .tüccar, tefeci, seyyar satıcı, köylü gibi toplumun bütün tiplerini yeni giyimleri ile karikatüre kazandıran zengin bir kolleksiyon oluşturur. Batı görünümlü Cumhuriyet toplumunun ilk karikatürlerini çizen Cemal Nadir, giyimde aşırılığa giden hoppa, züppe, mantar topuklu tipleriyle de bu evrenin komiğini yakalamış olur (Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ans.).

1930’lu yıllarda Akşam gazetesinde günlük karikatürler çizen Cemal Nadir, sanatını gazetede sürdürürken, dergilerde de Ramiz adı sıklıkla görülmektedir. Cemal Nadir ve Ramiz karikatür sanatının Türkiye’de yayılması ve sevilmesine değerli katkılarda bulunmuşlardır.
Türk mizah tarihinde defalarca kapanıp yeniden açılan, en uzun ömürlü mizah dergisi Akbaba 29 Nisan 1933’te yeniden yayın hayatına katılmıştır.

1934-1948 yılları arasında aralıklarla çıkan bir dergi de Karikatür’dür. Karikatür, Sedat Si mavinin çıkardığı bir başka dergidir. ST-mavi, Hürriyet gazetesini çıkarınca tüm gücünü bu gazeteye vererek diğer yayınlarını kapatır ve Karikatür de bu bitişten nasibini alacaktır.

İkinci dünya savaşı yıllarında savaşa girmeyen Türkler, savaşın etkilerini tümüyle yaşamış ve karikatür sanatçıları da bu etkiyle çok önemli bir savaş karikatürü yaratmışlardır. Karikatür, Akbaba, Amcabey gibi dergilerin yanısıra Köroğlu, Köylü gibi halk tipi dergiler köy kahvelerine kad’ar girmiştir. Bu dönemde 34 karikatür albümünün yayımlanması, o güne

kadar karikatür sanatına karşı görülmedik bir ilginin belirtisi olmuştur.
Flamada «Yaşasın Meşrutiyet», lejandda ise «Yavaş nefes alın yahu…» yazmaktadır.

25 Kasım 1946’da ilk sayısı yayınlanan Markopaşa dergisi o güne kadar yapılmış mlizahın daha değişiğini sergilemesi açısından önemli kilometre taşıdır. Markopaşa en etkili siyasal gülmeceyi oluşturma iddiasını taşımaktaydı. Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat İlgaz’ın yazılarının yanında Mim Uykusuz, karikatürleriyle dikkati çekiyordu. Akbabayla yönelik mizah okuyucusu birdenbire Markopaşa satın almaya başlıyor ve o güne kadar yaşanmayan bir ilgi ve satış gücü kazanıyor. Bu dergiile yeni karikatürcüler de kendilerini göstermeye başlıyor. Kısa zamanda 60.000’e ulaşan Markopaşa tirajı, okuyucu ile birlikte karikatür çizenlerin sayısını da artırıyor. Orta kuşak diye adlandırılan bu çizerler; Selma Emiroğiu, Semih Balcıoğlu, Turhan Selçuk, Nehar Tüblek, Ali Ulvi, Ferruh Doğan, Altan’ Erbulak, Bedri Koraman, Oğuz Aral, Mistik, Yalçın Çetin, Tonguç Yaşar, Eflatun Nuri, Suat Yalaz, Hüseyin Mumcu, Sururi, Şadi Dinççağ ve Nihat Bali’dir.

1950-1960 yılları arasındaki çak partili dönemde yayımlanan Tef dergisi yazar ve çizer yönünden orta kuşağın çalışma alanını genişletmiştir. Karikatürcülerin bu dönemde çizgileri farklılaşmaya başlamış, üslup arayışları artmıştır. Artık çizerler yabancı yayınları ve çizerleri daha yakından izleyebilmektedirler. Savaş sonrasında Amerikan çizerlerinin kullandıkları «ıssız ada» karikatürleri, Fransız çizerlerin kullandıkları «kara mizah» ve «gerçeküstü» anlayıştaki karikatürler Türk karikatüristlerinin de çalışma konuları içine girmiştir. Yazısız karikatür çizimi de iyiden iyiye yayılmış ve benimsenmiştir.
İstanbul’da toplu taşımacılıkta bir yeniliğin görüldüğü ve halk tarafından taşıta DOLMUŞ adi verildiği sıralarda, Dolmuş adında bir de mizah dergisi yayınlanmıştır. Dolmuş, daha sonra yayınlanan Taş, Karikatür, ve ardından TaşKarikatür o dönemde önemli izler bırakan dergiler olmuşlardır.

Anadolu Üniversitesi Karikatür Kulübü’nün davetlisi olarak Eskişehir’e gelen tanınmış çizer Nehar Tüblek, üniversitede yaptığı konuşmada yukarıda sözünü ettiğimiz döneme kadar Türk karikatürünün iyi bir gelişim gösterdiğini savunurken o günlerde II Travaso adlı italyan gazetesinde yayınlanan bir haber bizi şoke etti diyor. «Bu haberin başlığı aynen şöyleydi: ARAKÇI TÜRKLER!… Böyle bir suçlama ağrımıza gitti. Yazının tümünü tercüme ettirdik. Diyordu ki yazıda; defalarca ikaz etmemize rağmen Akbaba dergisi sahibi Yusuf Ziya Ortaç, bizim karikatüristlere ait karikatürlerden kopye ettirerek
kend’i esenleriymiş gibi karikatürlerimizi dergisinde yayınlamaktan vazgeçmiyor. Üstelik altlarına Türk karikatüristlerin imzasını da atmalarına izin veriyor. Türk karikatüristler, imzalarınızı lütfen atmayınız, rica ediyoruz… Defalarca yolladığımız mektuplara cevap vermedi ve bu işi ısrarla sürdürmesi nedeniyle şimdi bu başlığı kullandık diyorlarmış.
Araştırdık ki, öğrendik ki italyan gazetesi doğruyu yazıyor. Yusuf Ziya özellikle güzel kadınlı karikatürlerin satışta yararlı olacağı düşüncesiyle bunlar gibi çizeceksiniz diye karikatüristlere baskı yapıyor. Ama ne bilsin italyanlar Türkiye’de bu karikatürlerden başka karikatürlerin de yayınlandığını. Derken efendim, 1957 yılında Edinburg Festivali nedeniyle bir karikatür yarışması düzenleniyor. Dünya Gazetesi bir yarışma açacak bu yarışmada seçilen en iyi karikatürler Edinburg’a gönderilecek. Dünya gazetesi görevini yaptı, yedi arkadaşımızın karikatürleri (ben de dahili) gönderildi. Bekleriz, bekleriz bir haber yok. Festival biteli bir yıl oldu. Bugünkü gibi haberleşme olanakları yok. Gazetelerin Avrupa büroları yok. Efendim, öğrenemedik festival sonuçlarını. Sonra Dünya gazetesi Yazı İşleri Müdüründen öğrendik acı haberi: İngiliz Festival Komitesi, gönderilen karikatürlerin Türk karikatüristleri tarafından çizilemeyeceğinıi, başka bir yerden kopye edilmiş olabileceğini bildirmişler.

Demek ki II Travaso’nun yazısını onlar da okumuş ve bu hükme varmışlar.

Ama daha sonra bizler yılmadık, yarışmalara karikatürler gönderdik. Bir yıl sonra İtalya’nın Bordighera kentinde yapılan yarışmada bir arkadaşımız ödül kazandı. Daha sonra bir başkası, sonra bir başkası aynı yarışmada ödül kazandı. Bir arkadaşımızın karikatürleri II Travaso’da yayınlanmaya başladı. Sözümüzü geri aldık. Türk karikatüristleri için söylediğimiz söz yanlış imiş, deyip gerçeğü kanıtlamış olduk. Şimdi artık Türk karikatürü bütün dünyada tanınıyor.

1960-1970 yıllarında karikatür sanatında ve mizah dergilerinde bir durgunluk göze çarpar. Birçok çizer reklamcılık ve çizgi film işlerine yönelir. O günlerde yayınını sürdüren Akbaba bazı çizerleri kadrosuna alıp çizgi ve içerik yönünden en iyi yıllarını yaşar. Yusuf Ziya öldükten sonra Akbaba çeşitli ellerde bir süre daha yaşamını sürdürmüşse de bir daha açılmamak üzere kapanmıştır.

Bu döneme kadar yayınlanan mizah dergilerinde görülen genel özellikler şunlardır:

a) Çoğunlukla haftada bir yayınlanmışlardır.
b) Yazılı mizah türlerinin yanında karikatürler daha az yer tutmaktadır.
c) Karikatürlerde «lejand» denilen alt yazılar çokça görülmektedir.
d) Baskı tekniği olarak Tipo kullanılmıştır.
e) Siyah-beyaz karikatürlerin yanı sıra çok renkli karikatürler de görülmeye başlamıştır.
f) Akbaba hariç uzun süre ömürlü olmamışlardır.
g) Genelde yönetimle uzlaşmayan bir tutum serglilemişılerdir.
h) 1928’e kadar arap harfleriyle, daha sonra latin harfleriyle yayınlanmışlardır.
ı) Genel olarak her kesimden kişilerin alabileceği bir fiatla satılmışlardır.
i) Bu dergilerdeki karikatürlerin işledikleri konular;

— Belediye sorunları
— Toplumsal yaşam
— Batılılaşma
— Ekonomi
— Basındaki çekişmeler
— Kadın ve Kadin-Erkek ilişkileri
— Savaş ve Barış
— Politika
— Eğitim
— Fantazi, olmuştur.

1970 yılından sonra Türkiye’de görülen yapısal değişme yeniden hareketli yılların başlangıcı olur. Kırsal kesimden kentlere büyük bir göç başlamış, TV yaygınlaşmış, gazeteler ofset tekniği ile hem daha kolay, hem daha hızlı, hem de çok renkli olarak basılmaya başlamıştır. Kırjkent ‘insanı karışımı gecekondu mahalleleri oluşmuş, karma kültürün etkisiyle büyük kent sokaklarında içli köfte, döner kebap, lahmacun satışları, arabesk müzik, şarkıcılı türkücülü filmler ortaya çıkmış, bu yaşantının çelişkisinden yeni bir mizah anlayışı oluşmuştur.

Bu anlayıştaki mizahı «Gırgır» adında bir dergi sahiplik etmiştir.
Gırgır dergisi, Gün gazetesinin bir sayfası olarak işe başlamış daha sonra bağımsız bir dergi haline dönüştürülmüştür. Oğuz Aral yetiştirdiği genç karikatürcülerle söze, sözcük oyunlarına dayanan çarpık kentleşmenin yarattığı arabesk tiplerini ,okul yaşamının, TV dizilerinin, reklam kampanyalarının, sporun, sinemanın, çoğunlukla çizgi roman biçimiyle alayından üretilen güncel bir mizah yarattı. Gırgır mizahı, toplu olarak hazırlanan mizah gazeteciliğinin bir örneğidir (Doğan, 1948).

Türkiye’de ogüne kadar görülmemiş şaşırtıcı sayılara ulaşan tirajı, Gırgır’dan sonra Fırt, Çarşaf, Çivi, Mikrop, Gümgüm, Limon gibi benzer anlayıştaki dergilerin yayımlanması için yeterli sebep olmuştur.

Günümüzde Gırgır, Çarşaf, Limon, Hıbır, Pişmiş Kelle, Fırt, Fırfır, Avni, Dıgıl, Çıngar adında birbirinden kalın çizgilerle ayrılmayan, dergiler yayınlanmaktadır. Hiçbir dönemde bu kadar çok sayıda dergi birarada yayınlanmamıştır.

Gırgır; kadrosunun büyük bölümünü kendi okuyucusu içindlen çıkarmış, okuyucularının gönderdiği karikatürleri yayınlamış, en önemlisi dışardan karikatür gönderen okuyucusuna ücret ödemiştir. Küçükten büyüğe, ilkokul öğrencisinden üniversite mezununa kadar her kesimden kişiyi hedef kitlesi seçen ve bu nedenle tirajını sürekli yüselten bir kimlik kazanmıştır.

Gırgır ve benzeri dergilerin en çok eleştirildiği nokta, ayrı imzaları bulunmasına rağmen aynı çizgi anlayışının baştan sonra hakim olduğudur. Özellikle bu dergilere karikatür çizen kuşaktan bir önceki kuşağın temsilcileri eleştiricilere öncülük etmektedirler.
Ferruh Doğan: «Bugün mizah basınımıza egemen olan Gırgır anlayışı tek tip bir çizgi biçimi ve anlatımı getirmektedir. Birbirine benzeyen çizgilerle çok sayıda genç karikatürcü aynı yolda tıkanmış kalmıştır».

Nehar Tüblek: «Gırgır dergisi, amatör sayfası hariç, bir doğrultuda çizgiye sahiptir. Oradaki yönetici kendi çizgisine uyan karikatüristleri oraya getirmeye çalışıyor. Bu bir hatadır. (Ben arzu ederdim ki) Gırgır gibi çok satan bir dergide çok ayrı çizgilerin de olması lazım».

Ali Ulvi: «Kendilerine göre bir tür geliştirdiler, ama bence bu arkadaşların içinde karikatür sanatını temsil eden kimse yok».

Raşit Yakalı: «Mizahı hafife alıp çok kolaycı ve ilk akla gelen şeyleri ayıptır, müstehcendir demeden, kendi kendilerini eleştirmeden sırf imza ya da para uğruna çiziktiriveriyorlar. İşte o devede kulak birkaç kişi mizahı yozlaştırıyorlar».
Semih Balcıoğlu: «Öncelikle yapılan hep yerel mizahtır. Evrensel mizahın dergilerde yüzde oranı çok az. Ayrıca piyasadaki mizah dergilerinin sayfa düzeni eski Gırgır gibi. Hepsi birbirinin modeli. Karikatür bir ülkenin sınırları içine hapsedilecek kadar küçük bir sanat değildir».

Diğer taraftan bugün piyasada satılan dergilerde çizen bu çizgilerin sahipleri de kendilerini savunuyorlar…

Hasan Kaçan: «Bizden önceki karikatüre baktığımda, tamamen taklitçilik, başka sanatlarda sürmekte olan Batı taklitçiliği görüyorum. Bugünkü dergilerde bu taklitten vazgeçip kendi çizgimizi, kendi kimliğimizi araştırmaya ve sorgulamaya başladık… Aynı dönemin insanları olduğumuz için karikatürlerimiz de benzeşecektir. Bundan doğal birşey olamaz».
Mehmet Çağçağ: «Akbaba döneminden iki karikatür gözümün önüne geliyor. Birisi bugünün politik mizahı, ikincisi de insanın kendi içinde yaşadığı çelişkileri, doğrudan insanı ele alan karikatürler. Burada politik olan bugünkünden çok farklı değil, ama insanla ilgili olanda büyük değişim oldu. Karikatür evlere, gecekondulara, hayatın içerisine giriyor. Sokaktaki insan görülüyor. Karikatürcüler geldikleri yeri, iyi tanıdıkları yeri anlatmaya başlıyorlar».

Tuncay Akgün: «Politik hayatın gündelik hayata yansıması detaylarda ortaya çıkmaya başladı. Bu çok büyük bir zenginlik getirdi. Türk Karikatürü yepyeni bir açılım kazandı».
Kemal Gökhan: «Bu kadar kitleselleşmiş bir şeyden söz ediyoruz. Burada yanlışların gözardi edilemeyeceğine, buna rağmen çok büyük bir kitleyle buluşmanın yaratacağı birlikte hareket etme duygusu son derece önemli bence. Bu duyguyla 900.000 insan bu dergileri her hafta alıyorsa, bu çok önemlidir».

1970’li yıllarda Gırgır’la başlayan ve daha sonra dergi sayısında bir patlama oluşturan bu son dönem dergilerinin özellikleri şunlardır:

a) Dergilerin hemen hepsi aynı çizgi anlayışıyla çıkmaktadır.
b) Ofset baskı tekniği ile yayınlanmaktadırlar.
c) Bazı dergilerde çok renkli kapak ve iç sayfa karikatürlerine rastlanmaktadır.
d) Tüm dergilerin sayfa düzenleri birbirlerine benzemektedir.
e) Lejand yerine konuşma balonları kullanılmakta, hemen hemen yazısız karikatüre yer verilmemektedir.
f) Çizgi roman ve bant karikatür sayısında sürekli artış görülmektedir.
g) Tüm dergiler okuyucular için bir sayfa ayırmaktadırlar.
h) Bazı dergilerde karikatür sanatına ilişkin öğretici bilgiler yer almaktadır.

ı) Yazısız olarak anlaşılabilecek karikatürler bile yazılı hale getirilip anlaşılabilirliği iyice kolaylaştırılmaktadır.
j) Küfürlü, argolu konuşmalara fazlaca yer verilmektedir.
k) Genellikle bir baş çizer ya da birkaç kişiden oluşan grup, yönledirici olarak yeralmakta, çizerler özgür bırakılmamaktadır.
I) Politik, sosyal, kültürel konuların en basitinden ya da ayrıntılarından espri türetiİlmektedir. Fantezi üzerine kurulu senaryolar oluşturulmaktadır. Çirkinlikler, iğrençlikler konu olarak boyutlarını alabildiğine zorlamaktadırlar.

SONUÇ

Bir tarafta haftalık dergilerdeki karikatürlerin temsilcileri diğer tarafta sergi ve yarışmalardaki ya da günlük gazetelerdeki taban tabana zıt anlayıştaki karikatürlerin temsilcileri sürekli tartışıyorlar. Bu tartışmalar olacaktır ve olması da gerekmektedir. Ancak tüm bu dergilerin aynı anlayışla çıkmalarını sürdüreceklerini savunmak dergide çalışanlarca da doğru bulunmamaktadır. Ciddi bir tıkanma tehlikesi gün geçtikçe yaklaşmaktadır. Bu nedenle daha şimdiden bazı dergilerde küçük te olsa ayırıcı özellik sahibi olmak için çaba gösterildiği gözlenmektedir. Esasen dergi sayısının çOk olması, okuyucu sayısını çoğaltmamıştır. Okuyucular d’a çizerler gibi daldan dala dergi değiştirmektedirler. Önemli olan kalıcı olmayı başarabilmektir.

KAYNAKÇA

Balcıoğlu, Semih. Cumhuriyet Dönemi Türk Karikatürü. T. İş Bankası Yayını, Ankara, 1983.
Çeviker, Turgut. Tanzimattan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi. İletişim Yayınları, İstanbul, 1986.
Çev’iker, Turgut. Gelişim Sürecinde Türk Karikatürü I. Adam Yayınları, İstanbul, 1986.
Doğan, Ferruh. «Türk Karikatürü» Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki, İstanbul, 1984.
Öngören, Ferit. Cumhuriyet Dönemi Türk Mizah ve Hicvi. İş Bankası Yayını, Ankara, 1983.

—. Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi. İletişim Yayınları, İstanbul, 1984.
—. Tanzimattan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi. İletişim Yayınları. İstanbul, 1986.
—. Türkiye Dosyası -Karikatürümüzde Yeni Çizgi» Varlık Dergisi, s: 995 İstanbul, 1990.


YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, Prof.Atila Özer Müze Evi'ne aittir. Prof.Atila Özer Müze Evi'nin yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.