tren

18 Temmuz 1984

Röpörtaj: Nurhan İşcan, Akbıyık Postası

soylesi
soylesi

Yöremiz Sanatçıları, Atila Özer
Röpörtaj:Nurhan İşcan

Her birimizin kendimize özgü bir iş dünyamız var kuşkusuz. Ancak çoğumuz,yaşamımızın önemli bir sürecini geçirdiğimiz iş dünyamizı oluşturan zevk,görüş,buluş gibi öğelere bir “hobi” niteliği vererek yararlanamayız bunlardan.

Oysa içimizde Öyle kişiler var ki, iş dünyaları yaşamlarından soyutlanamıyor.İşte Atila özer bunun en güzel örneklerinden biri.Yaşamını yaratmaya, insanların asık suratlarını biraz olsun yumuşatmaya,bunun yanısıra düşündürmeye adamış.

Önce üniversite’de sanat dolu bir odada tanışıyoruz özer’le.. Amacımız hemen 10-15 dakikada röportajı tamamlamak. Ancak başladığımız sohbet başkalarının da katılmasıyla koyulaşıyor ve
sanat yoğun bir çevrede 10-15 dakikada
röportaj yapılamayacağını anımsatıyor
bize.

Ertesi gün kararlaştırılan saatte eşi Vicdan özer ile gazetemize gelen Atila Özer ile tutuyoruz evlerinin yolunu..

Vicdan özer ile yabancılığımız da yolda bitiyor.Titizliğini evinde gözlediğimiz sempatik evsahibemiz kahvelerimizi hazırlarken söyleşimize başlıyoruz bizde sayın Özer’le..

“Ben aslında inşaat mühendisiyim,şu anda Anadolu üniversitesinde . İnşaat mühendisi olarak çalışmaktayım.9 yıldır evliyim.Eşim Almanca öğretmenidir”

Ortaokul ve lise sıralarında resimde başarılı olduğunu ama daha sonraları insanlara belli mesajlar vermenin, belli sorunları ortaya çıkarmanın en iyi yolunun karikatür olduğunu gördüğünü anlatıyor özer ve ekliyor “Şimdi de karikatürden sıkıldığım zaman resimle, resimden sıkıldığım zaman da karikatür ile uğraşırım.Karikatüristlik yanım hem ressamlığımı hem de mühendisliğimi aşıyor gibi geliyor bana”

Üniversite öğrenimine kadar çeşitli yayın organlarında amatörlere ayrılan sütunlarda çizmeye başladığını, üniversite’den sonra Ankara’da bulunduğu süre içinde kendini geniş bir sanat çevresinde bulduğunu ve haftalık dergiler günlük gazeteler yöneticileriyle tanıştığını dinliyoruz özer’den. Bu arada 1975’de karikatürcüler derneğine de üye
olmuş. 0 günden sonra da derneğin
tüm sergilerine katılmış. Kendi deyimiyle de “çizgileri ondan sonra bir şeye benzemeye başlamış.”

Eskişehir’de bir gurup arkadaşıyla Karikatürcüler derneği’nin Eskişehir şubesini kurduklarını ve ilk kişisel sergisini de 1978 yılında Nasreddin hoca köyünde açtığını,ayrıca pekçok yurt içi ve yurt dışı karma sergilere katıldığını öğreniyoruz konuşma sırasında.

Geçen yıl yayınladığı “Karikatüre selam” adlı kitabından bahsetmesini istiyoruz kendisinden.
“Karikatüre selam’ı yayınladım ama basıldıktan sonra da beğenmedim”diyor. Çünkü ona göre ancak “Büyük üstad”lar aşamalarını gösterecek şekilde bir albüm hazırlamalıymış. Onun bu mütevazi görüşüne katılmıyoruz.

ÇİZGİ İLE YAPILAN MİZAH
“Karikatür çizgi ile yapılan mizahtır.Ancak bu çerçeve içinde kalan yalnızca güldürmek, yolculuklarda hoşça vakit geçirmek,dişçide sıra beklerken sinirleri yatıştırmak için çizilen karikatür arzuladığım karikatür türü değildir. Karikatür güldürürken düşündürmeledir de. Her karenin izleyiciye vereceği birşeyleri olmalıdır.İşte bu güldürme, düşündürme ve mesaj üçlüsü iyi bir çizgi ila kağıda geçirildiği zaman tam bir karikatürdür benim için.” diyor ve karikatürlerin de bir tablo gibi duvara asılabileceğini söylüyor.

Vicdan Hanıma soruyoruz:”Eşiniz evde çizmeye çalışırken sıkılmıyor mu sunuz?” “Kesinlikle diyor.Zaten ikimiz de aslında az konuşan tiplerdeniz, Atila Özer atılıyor:”En büyük eleştirmenim eşimdir. Çizgilerimi beğendirmek çok güç oluyor ona”

SULU KARİKATÜR
Gırgır ve Çarşaf konusunda görüşlerini soruyorum özer’e.

“Gırgır orta halli bir dergi, amacı sadece güldürmek,eğlendirmek. Mesajları sulandırarak,basite indirerek veriyorlar,ayrıca amatörlere de kendi çizgileri türünde çizmeyi aşılıyorlar ve o görüşü empoze ediyorlar. Karikatürün düşündürücü olması gerekir. Gırgır ‘ın tirajının yüksek olması karikatürleri için ölçü değildir bence.. Ancak şu da vardır ki Gırgır karikatürün yerleşmeşine çaba gösteren ve başarılı olan bir dergidir ve karikatüristlerin çoğu Gırgır’dan geçmiştir.”

Türk karikatürü konusundaki görüşlerini de şöyle yansıtıyor:
“Türk karikatürü 73-80 dönemindeki hareketli havasını yitirmiş görünmekte. Pek çok çizerlerimiz yurt dışında ödül alırken yurt içinde de yarışma ve sergilere ağırlık veriyor lar, yaygınlaştiriyorlardı. Son iki yıldır gözle görü lür bir suskunluk var.’

“SERGİLER,YARIŞMALAR DÜZENLEYİP YAŞAYAN USTA ÇİZERLERİ ESKİŞEHİR’DE AĞIRLAMAK İSTİYORUZ. NASRETTİN HOCA’NIN DOĞDUĞU YERDE O ‘NUN ADINA YARIŞIR BİR MİZAH 0LAYI YARATMAKTA GECİKTİK BİLE.
“BİR ARA HER GAZETEDE KARİKATÜR VE MİZAH SAYFALARI OLURKEN,ŞİMDİ HEPSİ BIRAKMIŞ DURUMDA. SON İKİ YILDIR GÖZLE GÖRÜLÜR BİR SUSKUNLUK VAR TÜRK KARİKATÜRÜNDE. ORTALIKTA HEP AYNI KİŞİLER AYNI İSİMLER DOLAŞIYOR”

Geçen hafta Atila Özer ile söyleşimiz “Türk Karikatürü” konusunda yarım kalmıştı. “Son iki yıldır gözle görülür bir suskunluk var” diyordu Özer.

Bu hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz özer’in görüşlerine..

“Ortalarda hep aynı çizerler,hep aynı kişiler dolaşıyor. Bir ara her gazete de mizah ve karikatür sayfaları olurken şimdi pek çoğu bırakmış durumda. Bir de her dönemde eksikliği duyulan kuramsal tartışmaların araştırma ve incelemelerin tamamen unutulduğunu görüyoruz.”

YAZISIZ

Dünya karikatüründe gün geçtikçe grafik ağırlığını artıran ama gülme unsurunu azaltan,hatta yer yer soyut biçimlere bürünen bir yolda ilerlendiğini anlatıyor Atila Özer. Yazısız karikatürün yaygınlaştığını ve bunun evrensellik açısından önemli olduğunu vurguluyor ve dil sorununu kökünden çözdüğünü belirtiyor.Dünya karikatüründe gün geçtikçe grafik ağırlığını artıran ama gülme un surunu azaltan,hatta yer yer soyut bi-çimlere bürünen bir yolda ilerlendiği-ni anlatıyor Atila Özer.Yazısız karika türün yaygınlaştığını ve bunun evren-sellik açısından önemli olduğunu vurgu luyor ve dil sorununu kökünden çözdüğünü belirtiyor.

Ödüllerinden bahsetmesini istiyoruz Özer’den:

“1978 yılında Kültür Bakanlığınca düzenlenen insan hakları konusundaki yarışmada Mansiyon, Mimarlar odasınca düzenlenen Tarihi yerler ve kıyılar konulu yarışma ile müze ve insan konulu Müzeciler derneğince düzenlenen yarışmada Birincilik,Kuşadası Kültür ve sanat haftasında düzenlenen yarışmada üçüncülük,geçen yıl yapılan 3-Yomiuru
Shimbun karikatür yarışmasında da başarı ödülü kazandım.”

NASREDDİN HOCA
Yedi yıl üstüste yapılıp birdenbire bırakılıveren Nasreddin Hoca Uluslararası karikatür yarışmasının yapılmamasına her Türk çizerinin üzüldüğünü ve karikatür
sanatını Anadolu’da yaymak ve Anadolu’daki potansiyeli harekete geçirmek için çalışmalar yaptıklarını söylüyor. Özellikle Üniversite’nin bu konudaki yaklaşımını beğendiğini söyleyen Özer,”Sergiler,yarışmalar düzenleyerek yaşayan usta çizerleri Eskişehir de ağırlamak istiyoruz. Nasreddin Hoca’ nın doğum yerinde, onun adına yaraşır mizah olayını yaratmakta geciktik bile “diyor.

Japonya’da birincilik ödülü kazandığı Yomiuru Shimbun karikatür yarışmasını örnek gösteriyor, ve anlatıyor yarışmanın özelliğini:

“Bu yarışma Tokyo’da günlük tirajı 4 milyonu aşan bir,gazete tarafından 4 yıldan beri düzenlemektedir.

Karikatüristlerin kendilerini geliştirmeleri için iyi bir imkan sağlanıyor .

İKİ KARİKATÜR İLE KATILDIĞIM “KAHRAMANLAR” KONULU YARIŞMADA BİRİNCİLİK ÖDÜLÜ 0LAN ALTIN MADALYAYI ALDIM.

Her yıl hem serbest,hem de belirli konuda yarışma yapılıyor.Bu yıl verilen konu “Kahramanlar”. Ben bu konuda iki karikatürle yarışmaya katıldım. Altın ödül madalyasıyla 300 Bin Japon Yeni kazandığım bir mektupla bildirildi.Bana gelen mektupta 8 binin üzerinde karikatürün yarışmaya girdiği belirtiliyordu.

BÖYLE BİR ÖDÜLÜ KAZANMAK TÜRK ÇİZERİ OLARAK GURUR VERİCİ BİR OLAY BENİM İÇİN.

Böyle bir ödülü ülkeme kazandırmak Türk Çizeri olarak gurur verici bir olay benim için.”

Ve Atila özer’in evinde önümüze yığdığımız karikatür katoloğlarının içinden güçlükle sıyrılarak veda ediyoruz Özer çiftine.. Başlattığımız dostluğun sürmesi dileğiyle..


YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, Prof.Atila Özer Müze Evi'ne aittir. Prof.Atila Özer Müze Evi'nin yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.