tren

20 Mayıs 1980

Karikatür Üzerine

(1980) Yunus Emre Yolunda – Sanat Dergisi, Sayı:5-6, Eskişehir.

 Makaleler ve Bildiriler
 Makaleler ve Bildiriler

Atila ÖZER

Gülmek, sadece insanlara özgü bir davranış biçimidir. Kişinin duygularını simgeleyen bir eylem olarak da tanımlanabilir… İnsanlar, kendilerince mutlu saydıkları, beğenilerini okşayan çeşitli olaylar karşısında ya da sinirsel gerilimler, sırasında, gülümsemeden, kahkahalara uzanan bir ifade ile bu davranışlarını ortaya koyarlar.

Bu yazıda, irade dışı, ya da denge bozukluğu nedeni ile gülmeden değil de sağlıklı gülmeden yola çıkmak istiyorum. Sağlıksız gülme, sinir ve ruh hastalıkları, doktorlarını daha çok ilgilendirir düşüncesindeyim.

Olumlu anlamdaki sağlıklı gülme, bir gereksinmedir. Bu gereksinmenin karşılanması için kişinin, kendisinin yarattığı durumları ndışmda bir de «mizah» yaratılmıştır. Yazıyle, şiirle, sözle, müzikle, oyunla, mimik ve hareketlerle, en önemlisi çizgi ile mizah yaratılmıştır. Öyle bir kaynaşmıştır ki insanoğlu mizahla; pahalılığın, kargaşanın, geçim sıkıntısının, işsizliğin, anarşinin, öldürme ve öldürülmelerin alabildiğine arttığı son yıllarda bile onsuz edememiş, üstelik ondan daha çok şeyler bekler olmuş, daha çok sarılmıştır.

B. Brecht, «mizahın olmadığı yerde yaşamak zor, her şeyin mizah olduğu yerde yaşamaksa olanaksızdır» demiştir.

Günümüzde çok yaygın hale gelen, her gün basın organlarında, dergilerde kitaplarda, televizyonda karşılaştığımız mizah türü KARİKATÜR’ü tanımayan yok artık. Küçücük bir çerçeve içerisinde üçbeş çizgi ile neler anlatmıyorlar ki!..

Karikatüre, kısaca çizgi ile yapılan mizahtır diyebiliyoruz. İçerisinde gülme öğesi bulunan aynı zamanda iğneleyici, uyarıcı, eleştiren, toplumdaki çelişkileri yakalayan güldürürken bir yandan düşündüren bir sanattır.

Karikatürün bulunuşu kesin saptanamamıştır. 17. yüzyılda İtalya’da yaratıldığını belirten kaynakların yanında değişik kaynaklar da ilk karikatürü Fransızların çizdiğini söylüyorlar. Bazı kaynaklar mağara devrinde ilk insanların duvarlara yaptıkları resimleri ilk karikatürler olarak değerlendirmektedirler.

Bizde ilk karikatür, 1870 yılında yayımlanmıştır. Teodor Kasap’ın yayımladığı ilk Türk gülmece dergisi olan Diyojen’de görülen bu karikatürün çizeri bilinemiyor. Cem, Rıfkı, Münif Fehim. Ramiz gibi imzaların yayımlanan karikatürleri,

Cemal Nadir’le belirli bir aşamaya ulaşmıştır: Cemal Nadir, Türk karikatürü için bir dönemeçtir. Cemal Nadir’in izinde yürüyen bir orta kuşak bugün halâ ustalık görevini yürütmektedir.

Cemal Nadir’e kadar Türk karikatürünün karakteristik çizgisi, konuşmaya önem veren ve fakat çizgi ile onu destekleyen bir yapıdaydı. Fıkra resimlemek gibi bir şey… Espri söz ile kendini buluyor, çizgi ise onu tamamlayan bir öge.oluyordu.

Ancak Cemal Nadir’le sözün ikinci plâna düşmeye başladığını görüyoruz. Hatta hiç yazısız karikatürler çizilerek, söze gerek duyulmamaya başlıyor… Gelişen Türk karikatürü yazısız karikatürle gerçek kişiliğine erişmiştir.

Çeşitli zamanlarda karikatür üzerine tartışmalar yapılmıştır. Kimi çizerler, yazısız karikatürün batıdaki karikatürden (özenti sonucu) etkilenme ile alındığı, Halbuki Türk okuru, izleyicisi bu karikatürü değil yazılı, sözlü karikatürü benimsediğini savunmuşlardır. Kimi çizerler de çizginin sözsüz olmasının daha doğru olacağını, karikatürde gerçek öğenin çizgi olduğunu savuna gelmişlerdir. Bu savunuların haklı yanları hiç şüphesiz vardır. Ancak iyi bir karikatür, işlenen konu, düşünülen espri ve ortaya konulan yapıtın özelliklerine göre çizgi ile sözün ağırlıkları oranında kullanılmasıyla ortaya çıkar.

öyle karikatürler vardır ki söz söyletmeye gerek duyulmadan çizgiyle kendini apaçık ortaya koyabilir. Öyleleri de vardır ki sözlü olunca, gerçek daha kolay, daha iyi anlaşılabilir. Söz çizgiye destek olur. Mademki karikatürün tanımını «çizgi ile mizah yapmaktır» diyoruz; o halde amaç «çizgiye konuşma eklemek değil, çizgiyi konuşturmak» olmalıdır. Çok çok gereksinme duymayınca söz koymaktan kaçınılmalıdır.

Bir başka tartışma konusu da; «karikatür güldürmeli mi, düşündürmeli mi?» olmuştur son yıllarda.

Yolculukta okunan, ya da berberde traş olurken vakit geçirmek için izlenen karikatürler vardır, mizah dergilerinde. Bakıldığı an güldüren, ancak biraz sonra bellekte herhangi biriz bırakmadan unutulan türden…

Yalnız güldürme, hoşçabirkaçdakika geçirtme amacını güden karikatürlerin dışında son yıllarda fikir ve sanat dergilerinde, gazetelerde makale ve araştırma yazılarının yanında, yanıbaşındaki makale kadar ciddi, ağırbaşlı, fikir ve felsefe yüklü karikatürler de görülmektedir. Gün geçtikçe ikinci türden çizilenler daha çok benimsenmeye başlanmıştır.
Bir amacı gerçekleştirmek için; iyiyi, güzeli, doğruyu ortaya çıkarmak, haklıyı – haksızı, birbirinden ayırmak, kötüyü silmek yok etmek için araç olarak kullanılan karikatür, sağlıklı güldürmeyi bu görevini başarabildiği oranda sağlayabilecektir. Ne sadece güldürmek, ne üç sayfalık makaleyi özet olarak ifade etmek yeterli değildir. Güldürürken düşündürmeyi de sağlayan yalın, ‘sade çizgilerle çizilmiş karikatürlerin yurt içinde olduğu gibi yurt dışında da pek çok yarışmada dereceler almış olması doğruyu bulma açısından fikir vermektedir.

110 yıllık geçmişi bulunan Türk karikatürünün bu günkü boyutlarını daha da zorlanması ve dünya mizahındaki özel yerini hiç yitirmemesi, yukarıda sıralanan tartışmaların yol göstericiliği ile sağlanacaktır.


YASAL UYARI: Bu sitede yer alan tüm içerik, Prof.Atila Özer Müze Evi'ne aittir. Prof.Atila Özer Müze Evi'nin yazılı izni olmadan, bu içeriğin kopyalanması, imzalı veya imzasız kullanılması, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.